Tuzak !

Genellikle öyle olur. Günahı kanıksayanlar, başkalarına günah işletmeyi üzerlerine vazife addederler. Günahtan vazgeçmek yerine, günahkarın çoğalmasından medet umarlar. Suç makineleri, suç ortağı peydahlarlar. Bu bir suçu meşrulaştırma ve kendini tatmin yöntemidir. Haramzadeler, haramın yaygınlaşmasına gayret ederler. Kötüyü çoğaltmak, kötüler için kadim bir karartma yöntemidir. Zinayı yol haline getirenler, nikaha ve aileye saldırırlar.

 

Batı aileyi öldürdü. "Bende yok, kimsede olmasın" duygusuyla hareket ediyor. Müslümanlara tuzak kuruyor.

 

İslam toplumlarına taşınmaya çalışılan ve şimdi bir kısım Müslüman kadının dahi mal bulmuş Mağribî gibi üzerine atladığı feminizm bir tuzaktır. Feminizm ayrıca samimiyetsizdir. Feminizmin idolü Simone de Beauvoir'ın J. P. Sartre'ın metresi olduğunu söylersem, Feminizmin samimiyetinin çapı sanırım yeterince anlaşılmış olur.

 

"Kadın hakları" adı altında tezgahlanan metalaştırma süreci bir tuzaktır. Göreceksiniz, geleneksel aile yapısı içinde kendine has bir koruma zırhı olan kadının sırtından bu zırhı çıkarttırmakla, kadına kazandırdığından fazlasını kaybettirecektir. Bu kayıptan, aileyi oluşturan diğer bireyler de en az kadın kadar payını alacaktır.

 

"Kadınlar günü" vs. gibi, kadını modern çağın "Kandıralı'sı" yapan her tür etkinlik bir tuzaktır ve başta kadına hakarettir.

Batı bunu hep yapıyor. Önce parçalıyor ve atomize ediyor. Sonra bütünü parçaya indirgiyor. Sonra bütünün anlamını parçaya yüklüyor. Sonra parçadan bütün gibi davranmasını bekliyor. Bütün gibi davranamayan, davranmak istese de bunu asla yapamayacak olan parça, anlamını kaybediyor. Sadece anlamını değil, yerini, işlevini, tabiatını, kendini kaybediyor.

 

Dün bir kanalda kadın üzerine bir tartışma programı vardı. Programda malum sınıftan bir kadın, ev hanımlarına iş arıyordu. Çoğu anne olan ev hanımlarına. Erkeklere buldu ya, kala kala anneler kaldı. Bir de onlara iş bulsa, içi rahat edecek. Bu kadına göre anneler yatıyorlarmış. İş yapmıyorlarmış. Avrupa ile Türkiye arasında, çalışan kadın konusunda istitistikî karşılaştırmalar yapıyordu. Neticeten, Türkiye'nin "ev kadınları" yüzünden hâlâ ne kadar geri olduğu sonucuna varıyordu bu kerameti kendinden menkul bayan.

 

Kendi kendime "Allah bu toplumun kadınlarını, bu kadın gibi olmaktan muhafaza buyursun" diye dua ettim. Zira, hepsi kendisi gibi olsa, yazdıklarını okuyacak bir toplum kalmaz ortalıkta.

 

O stüdyodakiler soramadı ama, kadını çalıştırma bahanesine toplumu kast sistemine ayıran o kadına sormalı: Siz çalışıp sınıf atlayacaksınız, başka kadınlara camızını, pisliğinizi temizletecek, varsa bebeğinizin altını değiştirtecek, ırgat gibi, maraba gibi kullanacak, ondan sonra da "kadın haklarından" dem vuracaksınız?

 

Kadın deyince bu gibilerin aklına, neden hep üst kasta mensup kadınlar gelir? Temizlikçi, bakıcı kadınlar gelmez. Hak sadece, kozmetik sektörünün çılgın tüketicisi, modern çağın boyalı metaı, "imaj her şeydir, kadınlık-analık-eşlik-aile hiçbir şey" diyen üst kasta mensup kadınlar için mi geçerli?

 

İşte "kadın hakları" söyleminin en kırılgan noktası bu. Hoş ve dahi boş madam ve matmazellerin ayağı yerden kesik ve sloganımsı söylemleri değil. Gel gör ki eli kalem tutanının seviyesi bu. İçinde yaşadığı topluma Fransız kalmış. Aslında, ev kadınları dediklerinin onda biri kadar "sosyal" bir hayatı yok. Sosyal hayat dedikleri, dört duvarını kendileri gibi düşünen, yiyen, içen, yaşayan bir avuç azgın azınlığın oluşturduğu zindan. Gerisi yok. Dünya yansa haberi yok. İçinde yaşadığı toplumdan bihaber tipler...

 

Biliyor musunuz, asıl yoksulluk bu! Güya hiçbir şeyleri eksik değil. Buna rağmen saldırgan ve hırçınlar. O sözümona acıdıkları kadınların dinginliklerinden ve bilgeliklerinden zerre miskal nasipleri yok. Niye acaba? O kadar körler ki, kendi dünyaları dışındaki dev dünyaları yok sayıyorlar. Hem körler, hem kendilerini dünyanın en gözü açık mahlukları sanıyorlar.

 

Almanya'da eğitim süreciyle yakından ilgilendiğim, orada doğup büyümüş, sosyoloji eğitimi alıp alanında uzmanlaşmış bir hanım okurum var. Yabancılar Dairesi'nde kendisine verilmek istenen tez konusu şu: "Kadınların gönülsüz evliliği ve namus telakkileri." Bu konuda İslami çevrelere girip, eline tutuşturulan soruları geleneksel aile modelini sürdüren anne ve eş kadınlara sorup, hazırladığı raporu ilgili daireye sunmak.

 

Okurum, Müslüman kadının derdinin Batılıyı niçin gerdiğini merak ediyor. "Bana ajanlık yaptırıp rapor tutturacak kadar kendilerini akıllı mı sanıyorlar?" diyor. Feminizm fitnesiyle aileleri yıkınca ellerine neyin geçeceğini soruyor. Aslında, şu bilgi işin içyüzünü fâş ediyor: Bir kilisede İslam ve Kadın konusu tartışılıyor. Muhatap Rahibe. Karşısına "laik" bir Türk bayanı oturtmuş, şu soruyu soruyor: "İslam bir erkek dini midir?"

 

Malum basının hoş ve boş yazarlarından biri, Veled-i Zina (zina mahsulü) çocuk çağrısı yapıyordu bu ülkenin Müslüman kadınlarına. Bu ahlaksız teklifin bayağılığından söz edip bu satırları kirletmek istemem. Onları bu kadar şirretleştren, git gide azalıyor olduklarını görmek.

 

Bu tuzağı fark edenlerin sayısı gün güne artıyor. Bu iyi. Müslüman kadının yaşadığı eğitim ve iş sorunlarına bir de bu açıdan bakmakta yarar var. Bazı hususlar vardır ki, cüzi şerle külli hayır murat olunur. Allahu alem.

 

Sami Hocaoğlu

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !